Rejim ve Dağlıca… Arasında ne ilişki var derseniz; Cumhurbaşkanının halk oyuyla seçilmesi referandumu 21 Ekim 2007 günü yapıldı. Aynı gün PKK, Dağlıca’ya saldırdı 12 askerimizi şehit etti, 16 asker yaralandı, 8 askerimiz kaçırıldı. Tam bir travmaydı… PKK değil, TSK suçlandı. Yani Türkiye’nin rejimi aslında o tarihte değişti, değiştirildi.

2015’te de Dağlıca’yı yaşadık; Bu defa 16 askerimiz şehit oldu. 2007 Dağlıca’sı hatırlanmazsa, bugün anlaşılamaz.

2007’nin ilk 9 ayında 133 şehit vermiştik… Temmuz 2015’ten bugüne 118 şehidimiz var…

2007 saldırısı üzerine yapılan güvenlik toplantıları, atılan nutuklar, diplomatik girişimler, operasyonlar, ABD, AB, Irak ve Barzani’nin, PKK’nın siyasi uzantısı o zamanki adıyla DTP’nin tavrı ve milletin tepkisi, 2015 Dağlıca saldırısı sonrasıyla bire bir aynıydı.

Tek fark, o zaman Erdoğan Başbakan’dı.

Bir de Erdoğan Talabani ve Barzani’yi tanımıyordu. Talabani’nin devreye girip, PKK’yla görüşmesi üzerine, “Resmi bir devlet başkanının bu tür illegal terör örgütü başkanları ile görüşmesi uluslararası diplomaside hiçbir zaman olumlu karşılanmaz” diyor;

“Beni muhatap almıyorlar” diye yakınan Barzani’ye de şu cevabı veriyordu:

“Türkiye olarak bizim muhatabımız Barzani olamaz ki… Terör örgütüne o bölgede yataklık yapar durumdalar. Olay budur. Uluslararası hukuk noktasında ne anlama geldiği de bellidir… Barzani’yi konuşturuyorlar. Ellerinden gelse İmralı’yı konuşturacaklar…”

2007 Dağlıca’sının sonucu; ABD’nin PKK’yı bitirmesi karşılığında, Türkiye “Barzanistanı”tanımaya ikna oldu!.. Yani birileri ölümü gösterip, sıtmaya razı etti… Talabani ve Barzani kırmızı halılarda ağırlandı, AKP Kongresi’nde Barzani için, “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları atıldı… PKK hâlâ yerli yerinde durduğuna, hatta şehirlere yerleştiğine göre, acaba 2015 Dağlıca’sının sonucu ne olacak?

2007 MİTİNGLERİ VE BAYRAK SEFERBERLİĞİ 

Asıl anlatmak istediği, teröre karşı milletçe verdiğimiz tepki. Bugünün aynısıydı.

2007’deki Bush-Erdoğan görüşmesinden sonra PKK’dan çok Atatürkçü ulusalcılar, aydınlarla mücadele başladı. Önce Ergenekon, sonra Balyoz ve diğer operasyonlar…

Sonradan Ergenekon’dan tutuklanacak olan dönemin ATO Başkanı Sinan Aygün, Dağlıca’yı protesto amacıyla 12 şehit için 12 gün boyunca 1 dakikalık “ışık kapatma eylemi” çağrısında bulundu. Resmi, özel kuruluşların ev ve işyerlerinin Türk Bayrağı ile donatılmasını istedi.

Sanatçılar harekete geçti. Birçok sanatçı Mehmetçik yararına konser düzenleme teklifinde bulundu. Spor camiası ayağa kalktı. Maçlarda saygı duruşu yapıldı, teröre tepki gösterildi.

Yurdun dört bir yanında “teröre lânet” ve “Hepimiz Mehmetiz” mitingleri düzenlendi. İşini, okulunu bırakan milyonlarca insan, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez… Her Türk asker doğar… Kahrolsun PKK” sloganlarıyla yeri göğü inletti. Yer-gök bayrak oldu. Saygı duruşunda bulunuldu, İstiklâl Marşı ve Yasin-i Şerfiler okundu. Şehit anneleri mitingleri asker üniformasıyla katıldı. Vatandaşlar askere gitmek için dilekçeler verdi. Bush, Talabani, Barzani ve Öcalan resimleri yakıldı.

Sadece Batı illeri değil, Doğu ve Güneydoğu da ayaktaydı. Bölgedeki 64 baro, dernek, oda ve borsa ortak açıklama ile terörü lanetledi.

Hakkari’de 20 bin, Şırnak’ta 5 bin kişi toplandı, ellerinde Türk bayraklarıyla şehitler için saygı duruşu yaptı, İstiklâl Marşı okudu. Van’da minibüs kooperatifleri, araçlarını bayraklarla donattı.

Gazetelere, “Bir millet ayağa kalktı” başlıkları attı… Bayrak satışları patladı…

Halkın DTP’ye yönelik tepki ve saldırılarına karşı, güvenlik tedbirleri arttırıldı. Başta Cumhurbaşkanı, herkes millete “sağduyu” çağrısında bulundu, “Türk-Kürt kardeşliği”vurgulandı.

O günlerde DTP ne mi yaptı?

Silopi’de 5 bin kişinin katıldığı “Barış ve Kardeşlik Mitingi” düzenledi. Miting, PKK gösterisine dönüştü. Eski milletvekili Selim Sadak, “Barış için PKK ve Öcalan’ı muhatap almak zorundasınız, başka çare yok” dedi.

Şimdilerde “barış için ölüm orucuna başlayacağını” belirten Leyla Zana da PKK’nın sözde meclisi Demokratik Toplum Kongresi’nde sahneye çıktı. Kürtçe konuşmasında, şunları söyledi:

“Kürtler her zaman sorunun çözümünde iki ayrı yol seçmiştir. Ya hiçbir şey istememiş ve teslim olmuştur ya da ayaklanıp isyan etmiştir. Şimdi 3. yol daha var. Türkiye’nin Kürtlere bir şey vermesidir. Kürtlerden bir şey istiyorsa önce sorunu Türkiye’nin çözmesi gerekir… Türkiye’ye onu ‘Affedin’ diyeceğim, ama zaten o bunu kabul etmez. Onu halktan koparmayacaksın, 9 yıl adaya aldınız halktan kopardınız. Halkın yanına getireceksin, burada siyaset yapsa kötü mü olur? Bunu yaptıktan sonra Kürtler silaha sarılırsa, söz veriyorum en başta onlarla ben mücadele edeceğim.”

O DTK Kongresi’nde, “Öcalan Kürtlerin lideridir… İmralı’dan başka yere nakledilsin… Öz yönetime geçilsin… Anayasa’daki Türk kavramı Türkiyelilik diye değiştirilsin… Ana dilin önündeki tüm engeller kaldırılsın” gibi kararlar alındı. Bu kararları da şimdinin HDP’sinin eş başkanı olan Selahattin Demirtaş’ın artık Kandil’de olduğu öne sürülen ağabeyi Nurettin Demirtaş açıkladı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı hem Lelya Zana, hem bu kongre hakkında “terör örgütü propagandası” yapıldığı gerekçesiyle jet hızıyla soruşturma başlattı.

BAYRAK SUÇ UNSURU SAYILIRKEN NEREDEYDİK

2007 Dağlıca saldırısından sonra ülkede yükselen tansiyon 15-20 gün sonra düştü.

Sonraki yıllarda; İktidar, PKK, siyasi uzantıları ve “liberaller” bildiğini okumaya devam etti…

Ergenekon ve Balyoz operasyonlarında Türk Bayrağı ve Nutuk suç unsuru sayıldı…

Dağlıca saldırısı sırasında Kara Kuvvetleri Komutanı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin 26’ıncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, PKK’nın iki numuralı isminin tanıklık yaptığı bir mahkemede müebbet hapis cezasına çarptırıldı…

Terörle mücadele etmiş subaylar tutuklandı…

Terör örgütü propagandası suç olmaktan çıkarıldı…

Pek çok yerde bayrağımız, Atatürk büstleri yakıldı… Diyarbakır’da askeri birlikten bayrak indirildi… Ne Mutlu Türk’üm diyene yazıları silindi…

PKK’nın yaptığı saldırılar bile “Ergenekonculara” mal edildi…

Teröre lânet mitingleri düzenlemek isteyenler, “Ergenekonculukla, darbecilikle” suçlandı. Kimse bir daha böyle mitingleri aklından bile geçiremedi…

Bunlar yaşanırken kimseden ses, soluk çıkmadı… Artık herkes “çözümcü” yapılmıştı… Gidişatı gören koca koca adamlar dahi konuşmaktan korkar olmuştu…

SİLVAN SALDIRISI VE ERDOĞAN İCAZETLİ MİTİNG

Bir başka saldırı; Haziran 2011 seçimlerinden sonra 14 Temmuz’da Silvan’da yaşandı. PKK, 13 askerimizi şehit etti, 7’sini yaraladı.

Başbakan Erdoğan, “teröre tavır koyun” dedi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu başkanlığında tüm STÖ’ler harekete geçti. Ekim ayında büyük bir miting düzenlenecekti. Bayraklarla…

İlk tepki Fetullah Gülen’den geldi; “Bağırıp çağırmakla, şehitler ölmez vatan bölünmez sloganlarıyla problem çözülmez” dedi. Eleştiri ve tekliflerin, yetkililere rapor edilmesini veya bildirilerle masumca ifade edilmesini önerdi.

O zamanlar Gülen’in dostu olan Hüseyin Gülerce de bu “icazetli” mitingi dahi “yanlış”buldu, şunları yazdı:

“Cumhuriyet mitinglerinden netice alamayanların, yüz binlerin arasına sızmasını kimse önleyemez. Sahibi Kürt olarak ilân edilecek işyerlerine saldırılar yapılabilir. Kardeşlik adına, yaraların sarılması adına, depremle doğan en büyük fırsat dinamitlenebilir… Kaldı ki, hangi iyi niyetle olursa olsun bu mitingler, gösteriler çözümü, halka havale etme yanlışlığının tezahürüdür. Sokak darbelerle sabittir, bizim ülkemizde vesayetçilerin aletidir…”

O günlerde Van depremi olmuştu, bu miting yapılamadı.

Bunları niye hatırlattığımı anlamaşsınızdır. İşçi ve işveren örgütleri ile meslek kuruluşlarıyla yaklaşık 11 milyon kişiyi temsil eden 14 STÖ’nün terörü protesto için Perşembe günü Ankara’da düzenleyeceği “Teröre Hayır, Kardeşliğe Evet” mitinginden dolayı.

“Bayrağını al da gel” çağrısında bulunuldu.

Miting çağrısına ilişkin açıklamayı TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğu yaptı, hemen yanında TESK Başkanı Bendevi Palandöken de vardı.

Onlar “Çözüm sürecinin” de “âkil adamlarıydı”!..

Yanlış anlaşılmasın; Çağrıyı, mitingi eleştirmiyorum. Sonuna kadar destekliyorum. Ama;

Bundan sonra ülkede Kürt sorunu değil, bölücü terör sorunu olduğunun anlaşılması ve anlatılması…

PKK katliamlarının 1 ay sonra unutulmaması…

Terörün meşrulaştırılmaya çalışılmaması…

O bayrakların hiç inmemesi, indirilmesine veya yeniden “suç unsuru” sayılmasına izin verilmemesi…

Yeni bir “çözüm süreci” masalı önümüze konduğunda, o dalgaya kapılınmaması…

“İmralı kapılarını açın” diye yalvar yakar olunmaması şartıyla…

Çünkü vatan savunması “moda” değil, bir bilinçtir!..

Müyesser Yıldız

Odatv.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir